• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

  

ÇALIŞMALARIMIZ
Linkler

“ÖĞRETMENLER GÜNÜ”

“ÖĞRETMENLER GÜNÜ” İÇİN

Niye Böyle Oluyor?

 

Ankara, 23.11.2015

 

Birçok şey. Niye böyle oluyor?

Örneğin:

Üniversite giriş sınavlarında öğrencilerimizin ülke ortalamasına göre 40 Türkçe sorusundan 16’sını; 40 fen sorusundan 4’ünü, 40 matematik sorusundan da 5’ini ancak yapabilmeleri.

Öğretmen adaylarımızın 50 Türkçe sorusundan 32’sine; ilkokul Matematik’te yine 50 sorudan 20’sine; lise Fizik’te ancak 16’sına doğru yanıt vermeleri.

2014’te 281 kadının eş-sevgili cinayetine kurban gitmesi.

20 yıl önce cezaevlerindeki insan sayımız 39 bin iken, şimdi bu sayının yüzde 400 artışla 152 binin üstünde olması.

Ataması yapılmayan öğretmenlerden 40’ının son beş yıl içinde kendi canına kıyması.

Uyuşturucu kullanma yaşının 10’un altına düşmesi.

Son 11 yıl içinde 14 bin 424 işçinin iş cinayetinde canından olması.

Sonra… İşte, 1 Kasım’daki seçim sonuçları. 

Niye böyle oluyor?

***

Yıllar var, 24 Kasımlarda kimi kuruluşlar öğretmenlerin yalnızca ekonomik durumlarını içeren sorulardan oluşan anketler düzenler, 24 Kasım’ın iki gün öncesinden bunlar açıklanır, öncesi ve sonrasıyla üç dört gün, televizyon ekranlarıyla gazetelerde, öğretmenlerimizin ne kadar yoksul oldukları, neredeyse parasız pulsuz nasıl yaşadıkları üstüne dramatik öyküler anlatılır, yazılıp çizilir. Son yıllarda, bu yoksulluk edebiyatı furyasına ne yazık ki eğitim alanındaki sendikalarımız da katıldı ve onlar da üyelerinin ne kadar yoksulluk içinde yaşadıklarıyla ilgili anketleri 24 Kasımlarda açıklıyor, yönetici arkadaşlar da bu kapsamda televizyonlara, gazetelere gazetelere demeçler veriyorlar.

Bu bir oldu, iki oldu, beş, on… oldu. Ama tadı kaçtı artık!

Bizler, emeğiyle geçinen büyük çoğunluktan farklı olarak, ayrıca ve özellikle yoksullaşmış, yoksullaştırılmış bir kitle miyiz allah aşkına! Maliyede çalışan memurdan, kömür ocağındaki işçiden, matbaadaki sözleşmeliden, okulumuzdaki muhasebeciden, marketteki üniversite mezunu kasiyerden farklı olarak, kasten az maaş verilen özel bir fukara tayfası mıyız?

Elbette, genel anlamda öğretmenler hak ettikleri ücreti almıyor, alamıyorlar. Ama örnek olarak yukarıda birkaçı sayılan mesleklerdeki emekçiler de alamıyorlar. Fırıncılar, dokuma atölyesi sahipleri de ağır vergi yükü altında ezildiklerini, işhanlarındaki konfeksiyoncuların da günlerce siftah etmeden dükkânlarını kapattıklarını duymuyor değiliz.

“Herkes önce kendi başının çaresine baksın” denebilir. Fakat toplumsal yapımızın bütününü içeren (ve kutsallık atfedilen) bir mesleğin üyeleri olarak, özel günlerde işin yalnızca para pul kısmını anlatıp durmak, bu mesleğin üyelerine bir şey kazandırmıyor. Kazandırması bir yana, acındırma edebiyatıyla toplumsal konumumuza zarar veriliyor.

Oysa öbürleri bir yana, bu medya tıraşına aracı olan sendikalarımızın, biz de içinde olmak üzere demokratik kitle örgütlerinin asıl yapması gereken; üyelerine ve bütün meslek mensuplarına okulda, trafikte, caddede, mahallede, her yerde iç içe olduğumuz bütün emekçilerle birlikte hem cüzdan hem başka yoksulluklardan nasıl kurtulabileceğimizi bıkıp usanmadan anlatmak, onları kendi gerçek sorunları üstünden mücadeleye ikna etmektir. Bir yandan “Kurtuluş yok tek başına…” deyip öte yandan ülkede yoksulluğun salt bize özgü bir durum olduğu algısı yaratan bir mücadele anlayışıyla varılacak yer, öğretmenlerin yarısını, adından başka sendikalıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir tür “menfaat-cemaat” örgütlenmesine teslim etmektir!

Kendimizi böyle dar bir mecrada ölçüp biçtiğimiz zaman, yine kendi elimizle, haklıyken haksız duruma düşüveriyoruz ne yazık ki. Oysa aynı anket sorularının içinde, özellikle sendikalarımız; örneğin, öğretmenlerin son bir yıl içinde kaç kitap okuduğunu, alanıyla ilgili kaç dergiyi izlediğini, geçen yıl öğrencilerini yakınındaki bir müzeye götürüp götürmediklerini, son beş yıl içinde kaç tiyatro oyunu izlediklerini, okullarına en son ne zaman bir yazar, ressam, bilim insanı getirip onları öğrencileriyle buluşturduklarını, geçen yıldan farklı olarak sınıflarında hangi yeniliklere başvurduklarını… Hatta kendilerinin hangi sendikaya niçin üye olduklarını da sorsalar… Ve anketin ne sonuç verdiği bir bütün olarak ele alınıp öyle açıklansa kamuoyuna.

Sonra da, ne yazık ki eğitimdeki başarısızlığımızın nedenlerinden biri olarak sürekli gündeme getirilen “öğretmen niteliği” konusunda da kafa yorsak ve yazının başında sıralanan işlerin yüzde kaçında payımızın olduğunu sorgulasak bir güzel. En sonrası da, sürekli “Niye böyle oluyor?” diye şaşırıp durmasak…

 

***

Bu dileklerle meslektaşlarımızın Öğretmenler Gününü kutluyorum.     

 

 

Nazım Mutlu



[1] Burada dile getirilenler, yönetiminde bulunduğum Ulusal Eğitim Derneği ve Öğretmen Dünyası dergisi adına değildir, kişiseldir. N. M. 



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam5
Toplam Ziyaret32788
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.48763.5016
Euro4.18064.1973
Hava Durumu
Anlık
Yarın
22° 35° 20°
Takvim